İnsanlarla konuştuğunu sanırsın. Oysa çoğu zaman karşındaki insanla değil, onun geçmişiyle konuşursun.
Bazen sana öfkelenen kişi aslında sana değil; yıllar önce onu inciten babasına, eski partnerine, öğretmenine ya da çocukluğuna öfkelidir. Sen sadece o yaraya denk gelmişsindir.
İşte bu yüzden bazı tartışmalar hiç bitmez. Çünkü karşındaki kişi seni değil, kendi geçmişini savunuyordur.
Fakat asıl tehlike burada başlamaz.
Asıl tehlike, başkalarının yaralarını kendi sorumluluğun sanmaya başladığında başlar.
Onların öfkesi için susarsın. Onların korkusu için kendinden vazgeçersin. Onlar rahat etsin diye kendi sınırlarını çiğnersin.
İnsan kendine bir anda ihanet etmez. Önce bir kez susar. Sonra bir kez daha.
Derken kendini korumak yerine, sürekli başkalarını rahat ettirmeye çalışan birine dönüşür.
Ve beyin bunu öğrenir.
Her sustuğunda, her “boş ver” dediğinde, beynin tek bir mesaj alır: “Demek ki bana böyle davranılabilir.”
Sonra dünya da bunu öğrenir.
Manipülatörler, sınır koyamayan insanları kilometrelerce uzaktan tanır.
Çünkü onlar güçlü insanları değil, kendinden vazgeçmeye alışmış insanları ararlar.
Bir insanı anlayabilirsin.
Empati kurabilirsin.
Hatta yardım da edebilirsin.
Ama onun acısını taşımak zorunda değilsin.
Çünkü başkasının hayatının yükünü sırtına aldığında, sonunda kendi hayatını yürüyemez hale gelirsin.
Unutma:
Merhamet, kendini feda etmek değildir.
Kendini sürekli tüketerek kimseyi iyileştiremezsin.
Kendi bahçeni sulamadan, başkasına gölge olamazsın.
Çünkü kendi ruhunu kaybeden biri, artık kimseye gerçek anlamda ışık olamaz.