Hiç düşündünüz mü?
Neden hayatınıza giren insanlar değişiyor ama ilişkilerinizin sonunda hissettiğiniz duygular birbirine benziyor?
Neden her yeni başlangıçta bu kez her şeyin farklı olacağına inanıyor, fakat bir süre sonra kendinizi yine aynı hayal kırıklığının içinde buluyorsunuz?
Neden bazı sorunlar, farklı biçimlerde karşınıza çıksa da özünde hep aynı şeyi yaşatıyor?
Belki de mesele, hayatınıza kimlerin girdiğinden çok, siz değişmeden hayatınıza giren insanlardan neyin değişmesini beklediğinizdir.
Bu döngüleri anlamak için iki temel noktaya bakmak gerekiyor:
Birincisi: Zihin, tanıdık olanı güvenli olanla karıştırabilir.
İkincisi: Siz değişmeden, aynı sonuçları üreten seçimleriniz de değişmeyebilir.
Bu iki noktayı anlamak, hayatınızdaki tekrarları kırmanın başlangıcı olabilir.
1. Zihin tanıdık olanı neden güvenli sanır?
İnsan zihni, dünyayı her defasında sıfırdan değerlendirmek yerine, geçmiş deneyimlerinden yararlanır. Daha önce karşılaştığı durumları tanır, örüntüler oluşturur ve benzer durumlarda nasıl davranacağını tahmin etmeye çalışır.
Bu, hayatı anlamlandırmamızı kolaylaştırır. Ancak her zaman lehimize çalışmaz.
Çünkü tanıdık olan, her zaman iyi olan değildir.
Bir çocuk, sevgiyi kazanmak için sürekli çabalamak zorunda kaldığı bir ortamda büyümüşse, yetişkinlikte de sevgiyi çabayla, mücadeleyle ve kendini kanıtlamayla ilişkilendirebilir.
Duygusal olarak ulaşılması zor insanlara ilgi duyabilir. Karşısındaki kişinin sevgisinden emin olamadığında daha fazla çabalayabilir. İlişki belirsizlik içinde kaldıkça, bu belirsizliği ortadan kaldırmak için kendisini daha çok ortaya koyabilir.
Peki, neden?
Çünkü bazen insan, kendisine iyi geleni değil, nasıl baş edeceğini bildiği şeyi seçer.
Sürekli bir şeyleri düzeltmeye çalışmaya alışmış biri, sakin bir ilişkide ne yapacağını bilemeyebilir. Sevilmek için mücadele etmesi gerektiğine inanan biri, kendisini olduğu gibi kabul eden bir insanın yanında ilk başta aynı yoğunluğu hissetmeyebilir.
Burada önemli bir ayrım var: Yoğun hissetmek, her zaman derin bir bağ kurduğunuz anlamına gelmez. Bazen yoğunluğun bir kısmı belirsizlikten, kaybetme korkusundan ya da karşı tarafın ilgisini kazanma çabasından kaynaklanabilir.
Böylece kişi, kendisini yoran bir ilişkiyi tutkulu; kendisine güven veren bir ilişkiyi ise sıradan olarak yorumlayabilir.
Ve döngü yeniden başlar.
Oyuncular değişir. İsimler değişir. Mekânlar değişir.
Fakat kişinin sevgiyi nasıl tanımladığı, hangi davranışlara ne anlam yüklediği ve ilişkide kendi ihtiyaçlarını nasıl ele aldığı değişmediğinde, benzer sonuçlar ortaya çıkabilir.
Bazen aynı döngüyü yeniden yaşamanızın nedeni, geçmişteki insanlara dönmeniz değil; geçmişte öğrendiğiniz ilişki biçimini yeni insanlarla yeniden kurmanızdır.
2. Siz değişmediğinizde ne değişmiyor?
Değişmek istediğimizi sık sık söyleriz.
Yeni bir ilişki isteriz. Yeni bir iş, yeni bir çevre, yeni bir hayat…
Bazen saçımızı değiştirir, yaşadığımız şehri değiştirir, sosyal çevremizi yenileriz. Bunların hepsi hayatımızda gerçek değişimler yaratabilir. Ancak dışarıdaki değişiklikler, içimizdeki düşünme ve davranma biçimlerini kendiliğinden değiştirmez.
Çünkü esas değişim, yalnızca neyin değiştiğiyle değil, değişen koşulların içinde bizim nasıl davrandığımızla ilgilidir.
Diyelim ki ilişkilerinizde sürekli ikinci plana atıldığınızı düşünüyorsunuz.
Karşınızdaki insanın ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarınızın önüne koyuyor, rahatsız olduğunuz şeyleri dile getirmiyor, terk edilmemek için sınırlarınızı esnetiyorsunuz.
Sonra bir gün kendinize söz veriyorsunuz:
“Bir daha böyle bir ilişki yaşamayacağım.”
Fakat yeni biriyle tanıştığınızda yine aynı şeyleri yapmaya başlıyorsunuz. Yine kendi ihtiyaçlarınızı erteliyor, yine karşı tarafın davranışlarını anlamaya çalışırken kendinizi ihmal ediyor, yine ilişkinin devam etmesi için gereken sorumluluğun büyük bölümünü üstleniyorsunuz.
Ardından ilişki sona eriyor ve şu soruyu soruyorsunuz:
“Neden hep aynı insanlarla karşılaşıyorum?”
Belki de sormanız gereken soru şudur:
“Farklı insanlarla karşılaştığım hâlde, neden ilişkilerin içinde kendimden aynı şekilde vazgeçiyorum?”
Bu soru rahatsız edici olabilir. Çünkü dikkatimizi başkalarının ne yaptığına değil, bizim neyi tekrar ettiğimize yöneltir.
Ancak tam da bu noktada değişim için yeni bir alan açılır.
Bu, yaşadığınız her olumsuzluğun sorumlusunun siz olduğunuz anlamına gelmez. Başkalarının davranışlarından, kötü niyetlerinden ya da size verdikleri zarardan siz sorumlu değilsiniz.
Fakat kendi sınırlarınızı, seçimlerinizi ve bir ilişkide kalmaya devam edip etmeyeceğinizi değerlendirmeyi öğrenebilirsiniz.
Geçmişte öğrendiğiniz bir davranış biçimi, bugün de tek seçeneğiniz olmak zorunda değildir.
3. İnançlarınız dünyayı nasıl yorumladığınızı etkiler
Kendiniz, insanlar ve hayat hakkında taşıdığınız inançlar yalnızca düşünceleriniz olarak kalmaz. Bazen neye dikkat ettiğinizi, olayları nasıl yorumladığınızı ve hangi davranışları seçtiğinizi de etkiler.
Kendinizi değersiz hissetmeye yatkınsanız, birinin size yeterince ilgi göstermemesi bu düşüncenizi güçlendirebilir. Aynı durumda başka biri, karşı tarafın ilgisizliğini kendi değeriyle ilişkilendirmeyebilir.
Olay benzerdir. Fakat olayın zihninizde kazandığı anlam farklıdır.
“Ben sevilmeye değer değilim” diye düşünen biri, sevgiyi kazanmak için kendisini sürekli kanıtlama ihtiyacı hissedebilir.
“İlişkiler mutlaka acıyla sonuçlanır” diye düşünen biri, ilişkideki her belirsizliği yaklaşan bir sonun işareti olarak yorumlayabilir.
“Para kazanmak çok zordur” inancını taşıyan biri, karşısına çıkan fırsatları değerlendirirken daha çekingen davranabilir ya da başarısızlık ihtimaline gereğinden fazla odaklanabilir.
“Ya aşkı seçeceğim ya da maddi özgürlüğümü” diye düşünen biri ise iki ihtiyacının bir arada karşılanabileceği seçenekleri araştırmadan kendisini bir ikilemin içinde bulabilir.
Buradaki mesele, düşüncelerinizin sihirli bir biçimde olayları yarattığı değildir.
Mesele, düşüncelerinizin olayları nasıl algıladığınızı, hangi ihtimalleri fark ettiğinizi ve nasıl hareket ettiğinizi etkileyebilmesidir.
Bir inanç, sizin için görünmez bir filtreye dönüşebilir. O filtreden geçen deneyimler, inancınızı doğruluyormuş gibi görünür. Böylece aynı düşünceyi taşımaya devam edersiniz.
Bu nedenle kendinize yalnızca “Neye inanıyorum?” diye sormanız yeterli değildir.
Şunu da sorun:
“Bu inanç, hayatımda hangi seçimleri yapmama ve hangi ihtimalleri görmezden gelmeme neden oluyor?”
Çünkü bazen sizi sınırlayan şey, inancınızın kendisinden çok, o inanca dayanarak tekrar tekrar yaptığınız seçimlerdir.
Peki, bu döngüyü nasıl kırabilirsiniz?
Birinci adım: Kendinizden kaçmayı bırakın.
Kendinizi değiştirmek istiyorsanız, önce neyi tekrar ettiğinizi dürüstçe görmeniz gerekir.
Hangi durumlarda kendinizden vazgeçiyorsunuz? Hangi duygular ortaya çıktığında eski davranışlarınıza dönüyorsunuz? Hangi ihtiyaçlarınızı dile getirmekten çekiniyorsunuz?
Kendi karanlık taraflarınızı görmek, kendinizi suçlamak değildir.
Kıskançlığınızı, korkularınızı, onaylanma ihtiyacınızı, kaçınma davranışlarınızı ya da kontrol etme arzunuzu fark edebilirsiniz. Bunları fark etmeniz, onların sizi tanımladığı anlamına gelmez.
Bir davranışınızı kabul etmek, o davranışı sürdürmek zorunda olduğunuzu kabul etmek değildir.
Kendinize karşı dürüst olmanız, değişimin önündeki engelleri görünür kılar.
İkinci adım: Sahip olduklarınızı fark edin.
Minnettarlık, hayatınızdaki eksiklikleri inkâr etmek ya da her şeye olumlu bakmak zorunda olmak değildir.
Yaşadığınız zorlukları kabul ederken, aynı zamanda hâlihazırda sahip olduğunuz kaynakları da görebilmektir.
Belki istediğiniz ilişki henüz hayatınızda yoktur. Ancak sınırlarınızı tanımayı öğreniyorsunuzdur.
Belki finansal hedefinize ulaşmadınız. Ancak yeni beceriler geliştiriyor, fırsatları değerlendirmeyi öğreniyorsunuzdur.
Belki geçmişinizde çok fazla hayal kırıklığı yaşadınız. Ancak bugün kendi davranışlarınızı gözlemleyebilecek bir farkındalığa sahipsinizdir.
Minnettarlık, yalnızca sahip olduklarınızı saymak değil, onlarla ne yapabileceğinizi de fark etmektir.
Olumlu deneyimlere dikkat vermek, bazı insanlarda iyi oluşu destekleyebilir. Ancak minnettarlığı bir ödül mekanizmasını çalıştıran sihirli bir düğme gibi düşünmeyin. Asıl değeri, dikkatinizi yalnızca eksikliklere sabitlememenize yardımcı olabilmesidir.
Üçüncü adım: Kendiniz hakkında bildiğinizi sandığınız şeyleri sorgulayın.
Başkalarının size yüklediği roller, geçmiş deneyimleriniz ve tekrar eden davranışlarınız zamanla kendiniz hakkında bir hikâye oluşturabilir.
“Ben zaten fazla hassasım.”
“Ben ilişkilerde hep kaybeden tarafım.”
“Ben disiplinli biri değilim.”
“Benim için para kazanmak çok zor.”
Bu cümleleri ne kadar sık tekrarladığınızı düşünün.
Ardından kendinize sorun:
Bunlar gerçekten değişmez özelliklerim mi, yoksa geçmişte sık sık sergilediğim davranışlara verdiğim isimler mi?
Bir şeyi daha önce yapamamış olmanız, onu öğrenemeyeceğiniz anlamına gelmez. Geçmişte sınırlarınızı koruyamamış olmanız, bugün de koruyamayacağınız anlamına gelmez.
Kendinizi keşfetmek, yeni bir etiket bulmak değildir. Kendiniz hakkında kesin sandığınız yargıları incelemeye ve gerektiğinde yeniden değerlendirmeye istekli olmaktır.
Bilge olabilir, güçlü davranabilir, çekici hissedebilir ve aynı zamanda kırılgan olabilirsiniz. Bunlar birbirini dışlayan özellikler değildir.
İnsan, tek bir sıfata sığmayacak kadar çok yönlüdür.
Dördüncü adım: Yeni bir davranış seçin.
Farkındalık önemlidir. Ancak yalnızca neden böyle davrandığınızı anlamak, her zaman davranışınızı değiştirmeye yetmez.
Değişim, yeni bir tepkiyi uygulamaya başladığınızda somutlaşır.
Her zamanki gibi susmak yerine rahatsızlığınızı dile getirin.
Birinin ilgisini kazanmak için daha fazla çabalamak yerine, karşılıklı çaba olup olmadığını gözlemleyin.
Belirsizlik karşısında hemen en kötü senaryoyu düşünmek yerine, elinizdeki gerçek bilgilere bakın.
Korktuğunuz için sürekli ertelediğiniz bir adımı, küçük de olsa atın.
İlk denemede kusursuz olmanız gerekmiyor. Önemli olan, eski davranışınızın otomatik olarak tek seçeneğiniz olmasına izin vermemek.
Çünkü yeni bir hayat, yalnızca yeni düşüncelerle değil, zaman içinde tekrarlanan yeni seçimlerle de kurulur.
Son olarak…
İnsanları ikna ederek değiştiremezsiniz. Birine ne kadar çok şey anlatırsanız anlatın, onun sizin istediğiniz gibi düşünmesini, hissetmesini ya da davranmasını garanti edemezsiniz.
Bazen kendimizi ifade etmek için tekrar tekrar konuşur, açıklamalar yapar, anlaşılmak için çabalarız. Fakat bir noktadan sonra aynı şeyi anlatmaya devam etmek, iletişim kurmaktan çok kontrol etme çabasına dönüşebilir.
Karşınızdaki insanı değiştiremezsiniz. Ancak onun davranışları karşısında nasıl bir tutum alacağınızı, hangi sınırları koruyacağınızı ve hangi ilişkilerde kalmayı seçeceğinizi değerlendirebilirsiniz.
Kendinize odaklanmak, başkalarının davranışlarını sihirli bir biçimde değiştirmek değildir. Kendi davranışlarınızı ve seçimlerinizi değiştirdiğinizde, ilişkilerinizde üstlendiğiniz rol de değişebilir. Bunun sonucunda bazı ilişkiler dönüşür, bazıları ise artık size uygun olmadığını gösterir.
Her iki durumda da önemli bir şey kazanırsınız: Kendi hayatınızdaki hareket alanınızı genişletirsiniz.
Hayatınızda aynı olayların tekrar ettiğini düşünüyorsanız, hemen bunun kaderiniz olduğunu söylemeyin. Ama her şeyin yalnızca bilinçaltınızdaki bir programdan kaynaklandığını da varsaymayın.
Önce örüntüyü inceleyin. Hangi koşullarda ortaya çıktığını, sizin nasıl tepki verdiğinizi ve hangi sonuçları doğurduğunu görün.
Sonra kendinize şu soruyu sorun:
“Bu döngünün devam etmesinde benim değiştirebileceğim ne var?”
Çünkü bazen hayatınızın değişmesi için bütün dünyanın değişmesi gerekmez.
Bazen aynı durumla karşılaştığınızda verdiğiniz tepkinin değişmesi yeterlidir.
Senaryoyu değiştirmediğiniz sürece, benzer sahnelerde aynı rolü oynamaya devam edebilirsiniz. Fakat kendinizi tanımaya, eski seçimlerinizi sorgulamaya ve yeni davranışlar geliştirmeye başladığınızda, geçmişiniz geleceğinizin tek senaryosu olmaktan çıkar.
Hayatınızın bütün koşullarını seçemezsiniz. Ama hangi örüntüleri sürdürdüğünüzü fark etmeyi ve değiştirebileceğiniz yerlerde yeni seçimler yapmayı öğrenebilirsiniz.